Cumhuriyet dönemi Türk tasarım tarihine genel bakış

Cumhuriyet dönemi Türk Tasarım Tarihine Genel Bakış

Dünyada farklı farklı akımlarla mobilya tasarımları ve bu tasarımların üretimleri sanayileşmiş bir şekilde üretilmeye devam ederken Türkiye’de o dönemde genel olarak tasarım kavramı yeni yeni ortaya çıkan bir konuydu. Bu dönemde Türkiye’deki tasarımı incelemek için biraz daha geriye gidip cumhuriyetin kuruluşundan  itibaren geçen aşamaları gözden geçirmek gerekir.

Cumhuriyetin ilanından 1950’li yıllara kadar geçen dönem içerisinde Türk endüstrisi kendi içinde rekabeti olmayan, ithal ettiği teknolojiyi bile yenileme gereksinimi duymayan bir nitelikteydi. Endüstride, tasarımın değerinin anlaşılması ve tasarım bilincinin oluşabilmesi için ürün çeşitliliğiyle rekabetin olduğu bir ortamın bulunması gerekiyordu. Bu sebeple Türkiye’de tasarımın ilerleyebilmesi için bu şartların var olduğu bir ortamın oluşmasını beklemek zorunda kalındı.

Bu dönem içinde Türkiye’deki sanayinin genel olarak az gelişmiş olması sebebiyle endüstri ürünlerinin tasarımı ve üretimi 1920’lerin sonundan itibaren ancak akademik kaynaklı bir süreç ile  oluşmaya başlamıştır. Önceleri yalnızca güzel sanat dallarının eğitiminin verildiği Sanayi-i Nefise Mektebi – 1928’de ismi Güzel Sanatlar Akademisi olarak değişmiştir – tasarım alanındaki ilk adımların atıldığı yer olmuştur.

1930’lu yıllarda akademi’ye akademisyen olarak davet edilen ünlü mimar Ernst Egli ülkemizde mobilya sanayisinin olmadığı bu dönemde çeşitli mobilya tasarımları yapmıştır. Bunun dışında yine 1930’larda ressam Zeki Kocamemi’nin tasarlayıp akademide ürettiği kübizm etkileri taşıyan mobilyalar da Türkiye’de yapılan tasarımların başında gelmektedir.

Zeki Kocamemi’nin ürettiği bir çalışma masası

Zeki Kocamemi’nin ürettiği bir çalışma masası

1950’lerin başlarına gelindiğinde ise akademi farklı üretim yöntemlerinin incelendiği ve denendiği bir merkez haline gelmiştir. İşte bu yıllarda akademide kurulan heykel atölyesinin bir uzantısı olarak Kare Metal Atölyesi ortaya çıkmış ve Türk tasarım tarihinin kilometre taşlarından birini oluşturmuştur.

1953 yılında, akademide heykel bölümü bünyesinde metal atölyesi kurulur.  Fransa’daki eğitimlerini bitirip ve Türkiye’ye henüz dönmüş olan İlhan Koman ve Sadi Öziş, hocaları Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu bu yeni konuyla çok ilgilenirler ve bu yeni malzeme ve teknikle çalışmaya başlarlar.

O dönemin genç sanatçılarından olan Sadi Öziş, 1947 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Dekorasyon Bölümü Moda atölyesini Kenan Temizan’ın öğrencisi olarak bitirmişti. 1948 yılında Avrupa sınavını kazanarak devlet bursu ile Tiyatro Dekor ve Kostümü ihtisası için Paris’e giden Öziş, 1952 yılına kadar Paris’de André L’hote atölyesinde Academie Grande Chaumiere, Atelier de  L’art Apstrait’de  resim çalışmaları, Ecole du Louvre, Academie Julian ve Paul Colin atölyelerinde tiyatro dekoru ve kostümü öğrenimi yaptı. Sadi Öziş, Paris’te öğrenimini sürdürdüğü sıralarda heykel çalışmalarına da başlamıştı.

Dönemin diğer bir genç heykeltıraşı olan İlhan Koman ise 1945 yılında  Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel  bölümünü  Rudolph Belling’in öğrencisi olarak bitirdi. 1947 yılında Avrupa sınavını kazanan Koman 1950 senesine kadar Paris’te Academie Julian ve l’Ecole du Louvre’da heykel eğitimi gördü ve çeşitli heykel çalışmaları yaptı.

Bu iki sanatçı,  1900’lerin başından 1950’lerin sonuna kadar  dünya sanatının başkenti olmuş Paris’te, bu şehrin sanatın merkezi olmasını sağlayan Braque, Chagall, Dubuffet, Matisse, Miró, Modigliani ve Picasso gibi sanatçıların yaşadığı bir ortamda yetişmişlerdi. Hatta Öziş, çalışmalarını Modigliani’nin eski atölyesinde sürdürmüştü. Sanatçılar böyle bir atmosferde yeniliklere ve araştırmalara açık bir ortamda, farklı sanatçılarla ortak çalışmalar  ve Paris’in sokak kafelerinde sürdürülen sanat sohbetleri içinde yetişmişlerdi. Aynı ortamı paylaştıkları sanatçılar içinde yine ünlü  Türk sanatçılarımız ve edebiyatçılarımızdan  Can Yücel, Fikret Mualla, Mübin Orhon, Şadi Çalık, Hıfzı Topuz, Neşet Günal da bulunmaktaydı. Böyle bir ortamda ufukları  genişlemiş olan bu iki sanatçı, işte  bu heyecan ve yenilikçi bakış açısıyla Türkiye’ye dönmüş ve yeni açılan bu metal heykel atölyesinde araştırmalarını yapabilecekleri bir ortamın heyecanıyla çalışmalara başlamışlardı.

Can Yücel, Sadi Öziş ve İlhan Koman Paris yıllarında

Can Yücel, Sadi Öziş ve İlhan Koman Paris yıllarında

İlk başlarda sadece metal heykeller yapılan bu atöyede  zaman içerisinde sanatçılar yeni bir arayışa girerek metal mobilyalar tasarlayıp üretmeye başlamışlardı. O dönemde standart ergonomik ölçüleri kullanabilmek için başvuracakları bir kaynak olmadığından doğru ölçüleri bulabilmek için zaman zaman atölyede kuma oturup  ölçü denemeleri yapan sanatçılar kum üzerinde en rahat ölçü­leri buluduklarındaysa bu ölçü üzerinden alçı kalıp alırlardı. Bu ka­lıptan yeniden alçı döküm yaparlar  ve elde etti­kleri formlardaki ölçülerin doğruluğundan emin olmak için ise farklı ölçülerdeki diğer kişileri de bu forma otur­tarak denemeler yaparlardı. Daha sonra bu kalıplar üzerinde demir çubukları düzenleyerek iskemlelerin, koltukların eğimlerini araştırırlardı.

Bu çalışmaların yapılmaya başlanmasıyla sanatçıların arkadaşı olan heykeltıraş Şadi Çalık ve o dönemde öğrenci olan Kuzgun Acar, Tamer Başoğlu, Aloş gibi sanatçılar da bu atölyeye ilgi duyarak metal heykel çalışmalarına başlarlar. Böylece Türkiye’de ilk defa metal heykel ve metal mobilya üretimleri başlamış olur.

Derleyen: Neptün Öziş

0 Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>